Hizmeti verdiniz, faturayı kestiniz, karşı taraf ödemedi. İcra takibi başlattınız ama tahsilat yok. Buna rağmen faturadaki KDV’yi beyan edip ödediniz, fatura bedeli de yıl sonunda kazancınıza eklenerek vergilendirilecek. Kısacası, eline geçmeyen bir para için vergi ödeyen bir işletme konumundasınız.
Bu durum ticari hayatta sanıldığından çok daha sık yaşanıyor. Vergiyi tamamen ortadan kaldıran sihirli bir yol yok. Ancak mevzuat, tahsil edilemeyen alacaklardan doğan vergi yükünü önemli ölçüde hafifleten araçlar tanıyor. Bu yazıda bu araçları, hangi aşamada ve hangi şartlarla kullanılabileceklerini anlatıyoruz.
Vergi neden tahsilattan önce doğuyor?
Bilanço esasına göre defter tutan işletmelerde gelir, tahakkuk esasına göre vergilendirilir. Hizmet verilip fatura düzenlendiği anda kazanç doğmuş kabul edilir; bedelin tahsil edilip edilmediğine bakılmaz.
KDV açısından da durum aynıdır. Vergiyi doğuran olay hizmetin ifası veya faturanın düzenlenmesidir. Faturada gösterilen KDV, karşı taraf ödese de ödemese de ilgili dönemin beyannamesinde beyan edilir.
Dolayısıyla tahsil edilemeyen bir alacak, kendiliğinden vergi yükünü ortadan kaldırmaz. Yükü azaltmak için kanunun öngördüğü yolları doğru zamanda kullanmak gerekir.
Birinci araç: Şüpheli alacak karşılığı (VUK md. 323)
Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesine göre, ticari kazancın elde edilmesi ve idamesiyle ilgili olmak şartıyla şu alacaklar “şüpheli alacak” sayılır:
- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,
- Protesto edilmiş veya yazıyla birden fazla istenmesine rağmen ödenmemiş, dava veya icra takibine değmeyecek kadar küçük alacaklar.
Bu alacaklar için, değerleme günündeki muhtemel tahsil değerine göre şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir. Ayrılan karşılık gider olarak dikkate alınır ve aynı yıl kazanca eklenen fatura bedelinin etkisini fiilen nötrler. Böylece tahsil edilemeyen tutar üzerinden kurumlar vergisi veya gelir vergisi ödenmemiş olur.
Zamanlama hayati önemde
Uygulamada en sık yapılan hata, karşılığın geç ayrılmasıdır. Gelir İdaresi’nin yerleşik görüşüne göre karşılık, alacağın dava veya icra safhasına intikal ettiği yılda ayrılmalıdır; sonraki yıllarda ayrılan karşılık idarece kabul edilmemektedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun E.2006/291 sayılı kararında da karşılığın alacağın şüpheli hâle geldiği yılda ayrılabileceği, aksi yorumun karşılık ayırmayı mükellefin tercihine bırakacağı belirtilmiştir.
Danıştay dairelerinin bu konuda daha esnek kararları bulunsa da, uyuşmazlık riskine girmemek için en güvenli yol, icra takibinin başlatıldığı veya davanın açıldığı yılın kayıtlarında karşılığı ayırmaktır.
Teminatlı alacaklarda karşılık ayrılamaz
Alacak rehin, ipotek, kefalet veya teminat mektubu gibi bir güvenceye bağlanmışsa, teminatla karşılanan kısım için karşılık ayrılamaz. Ancak teminatı aşan kısım için karşılık ayrılabilir.
Karşılık KDV dahil tutar üzerinden ayrılabilir mi?
Alacaklı, borçludan yalnızca hizmet bedelini değil, faturadaki KDV dahil toplam tutarı talep eder. Gelir İdaresi’nin çeşitli özelgelerinde, VUK md. 323 şartlarının bulunması ve KDV’nin beyan edilmiş olması hâlinde, KDV’den doğan kısım için de karşılık ayrılabileceği kabul edilmiştir.
Bu, ödenen KDV’nin geri alınması anlamına gelmez. Ancak tahsil edilemeyen KDV’nin kurum kazancından gider olarak düşülmesini sağlar ve vergi yükünü dolaylı yoldan hafifletir.
İkinci araç: Değersiz alacakta KDV indirimi (KDVK md. 29/4)
Şüpheli alacak aşamasında ödenen KDV’nin indirimi veya iadesi mümkün değildir. KDV açısından asıl imkân, alacağın değersiz hâle gelmesiyle doğar.
VUK md. 322’ye göre değersiz alacak, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesikayla tahsiline artık imkân kalmadığı anlaşılan alacaktır. İcra takibi sonucunda alınan aciz vesikası, borçlunun iflası, konkordatoda alacaktan vazgeçilen kısım bunun tipik örnekleridir.
7104 sayılı Kanunla KDV Kanunu’nun 29. maddesine eklenen ve 01.01.2019’dan itibaren uygulanan dördüncü fıkra uyarınca, değersiz hâle gelen alacaklara ait hesaplanarak beyan edilen KDV, alacağın zarar yazıldığı dönemde indirim konusu yapılabilir.
Burada önemli bir şart vardır: Bu KDV daha önce şüpheli alacak karşılığına dahil edilip gider yazıldıysa, aynı tutarın gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması gerekir. Böylece aynı KDV için hem gider hem indirim sağlanmasının önüne geçilir.
Uygulamada indirim, KDV beyannamesinde ve KDV Genel Uygulama Tebliği’nde belirlenen usulle yapılır; borçluya ilişkin bilgiler de bildirilir. Borçlu ise daha önce indirdiği ve ödemediği KDV’yi KDVK md. 30/e uyarınca indirimden çıkararak düzeltmek zorundadır.
Üçüncü ihtimal: Hizmetin kendisi tartışmalıysa (KDVK md. 35)
Bazı durumlarda borçlu sadece ödeme yapmamakla kalmaz, hizmetin hiç veya gereği gibi verilmediğini ileri sürerek borca itiraz eder. Mahkeme alacağın tamamen veya kısmen bulunmadığına karar verirse, işlem kısmen veya tamamen gerçekleşmemiş olur.
Bu durumda KDV Kanunu’nun 35. maddesi devreye girer. Satıcı, karar kesinleştiğinde daha önce hesapladığı KDV’yi düzeltebilir. Bu ihtimal özellikle itirazın iptali davalarında göz önünde bulundurulmalıdır.
Dövizli alacaklarda kur farkı sorunu
Alacak yabancı para cinsindense iş biraz daha karmaşıklaşır. VUK md. 280 uyarınca dövizli alacaklar, şüpheli hâle geldikten sonra da her dönem sonunda değerlemeye tabi tutulur. Kur yükseldikçe, tahsil edilemeyen alacak üzerinden kur farkı geliri doğar.
Bu gelir için ek karşılık ayrılıp ayrılamayacağı ve tahsilat hâlinde nasıl işlem yapılacağı, mevzuatta açıkça düzenlenmiş değildir. Bu nedenle dövizli ve yüksek tutarlı alacaklarda, idarenin görüşünün özelge yoluyla alınması tavsiye edilir.
Özelge başvurusu ne işe yarar?
Vergi Usul Kanunu’nun 413. maddesi, mükelleflere kendi durumlarıyla ilgili konularda vergi idaresinden yazılı görüş, yani özelge isteme hakkı tanır. Başvuru, 395 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği uyarınca Gelir İdaresi’nin internet sitesinde yayımlanan Özelge Talep Formu ile, mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi başkanlığına veya defterdarlığa yapılır. Form kullanılmadan yapılan başvurular kabul edilmez.
Özelge vergiyi kaldırmaz; mevzuatın sizin olayınıza nasıl uygulanacağını netleştirir. Ancak önemli bir güvence sağlar: VUK md. 369 uyarınca yetkili makamların yazıyla verdiği görüşe uyan mükellefe, görüş sonradan değişse bile vergi cezası kesilmez ve gecikme faizi hesaplanmaz.
Tahsil edilemeyen alacaklarda özelgeyle şu sorular netleştirilebilir:
- Karşılığın hangi yılda ve hangi tutar üzerinden ayrılacağı,
- Karşılığa KDV’nin dahil edilip edilemeyeceği,
- Alacak değersiz hâle geldiğinde KDV indiriminin hangi dönemde ve nasıl yapılacağı,
- Dövizli alacaklarda kur farklarının durumu.
Dikkat: Özelge cevabı aylar sürebilir. Karşılık ayırma süresi ise yıl sonunda dolar. Bu nedenle özelge beklenirken yıl sonu kayıtlarının mevzuata uygun şekilde yapılması gerekir.
Kontrol listesi: Alacağınızı tahsil edemiyorsanız
- Alacağı ödenmeyen faturayı tespit edin ve vakit kaybetmeden icra takibi başlatın veya dava açın. Süreç için alacak tahsili rehberine, masraflar için dava ve icra masrafı hesaplama aracına bakabilirsiniz.
- Takibin başladığı yılın kayıtlarında şüpheli alacak karşılığını ayırın.
- Alacakta teminat varsa karşılığı yalnızca teminatı aşan kısım için ayırın.
- Takibin sonunda aciz vesikası alın veya iflas, konkordato gibi değersizlik belgelerini temin edin.
- Alacak değersiz hâle geldiği dönemde KDV indirimini yapın.
- Borçlu hizmetin kendisine itiraz ediyorsa dava sonucunu KDV düzeltmesi açısından takip edin.
- Dövizli veya yüksek tutarlı alacaklarda özelge başvurusunu değerlendirin.
Sonuç
Tahsil edilemeyen alacak, işletme için hem ticari hem vergisel bir kayıptır. Ancak icra takibinin zamanında başlatılması, karşılığın doğru yılda ayrılması ve alacak değersiz hâle geldiğinde KDV indiriminin yapılması, bu kaybın vergi tarafını büyük ölçüde telafi eder. İcra hukuku ile vergi hukukunun kesiştiği bu alanda, takip stratejisi ile vergi kayıtlarının birlikte planlanması gerekir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Somut olaylarda mevzuatın güncel hâli ve idarenin son görüşleri dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Kaynaklar: VUK md. 280, 322, 323, 369, 413; KDVK md. 29/4, 30/e, 35; 7104 sayılı Kanun; 395 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği; Danıştay VDDK E.2006/291.