4857 mi, 854 mü? Uygulanacak Kanunun Belirsiz Olduğu İşçilik Davalarında Terditli Talep

Denizdeki sondaj gemilerinde ve benzeri platformlarda çalışan işçilerin alacak davalarında, son yıllarda davanın sonucunu en çok etkileyen soru şu oldu: Bu işçiler 4857 sayılı İş Kanunu’na mı, yoksa 854 sayılı Deniz İş Kanunu’na mı tabidir?

Soru teorik değildir. Hangi kanunun uygulanacağına göre bazı alacak kalemleri tamamen ortadan kalkabilir, bazıları ise artabilir. Bu yazıda, uygulanacak kanunun belirsiz olduğu durumlarda işçinin hak kaybına uğramaması için kullanılabilecek usul aracını, yani HMK m. 111’deki terditli talebi, uygulamada karşılaşılan itirazlarla birlikte ele alıyoruz.

1. Sorun: Aynı İşçi, İki Farklı Kanun, İki Farklı Sonuç

4857 sayılı Kanun’un 4. maddesi, deniz ve hava taşıma işlerini Kanun’un kapsamı dışında bırakmaktadır. 854 sayılı Deniz İş Kanunu ise belli büyüklükteki gemilerde hizmet akdiyle çalışan gemiadamlarını düzenlemektedir. Taşıma işi yapmayan, denizde sabit konumda sondaj yapan gemilerde çalışan mühendis ve teknisyenlerin hangi rejime tabi olduğu konusunda bölge adliye mahkemeleri farklı kararlar vermiştir.

Bölge adliye mahkemeleri arasındaki bu görüş ayrılığı, 5235 sayılı Kanun m. 35 uyarınca Yargıtay’a taşınmış ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 10.02.2026 tarihli, 2025/8000 E. – 2026/1068 K. sayılı uyuşmazlığın giderilmesi kararıyla bu çalışanların 854 sayılı Kanun’a tabi olduğu görüşü esas alınmıştır. Ancak bu karar, yargılamaları yıllardır süren pek çok dava açıldıktan sonra verilmiştir. Kararın gerekçesi, özellikle 4857 sayılı Kanun’un 4. maddesindeki istisnanın yorumu bakımından doktrinde ve uygulamada eleştirilmeye de açıktır.

Kanun seçiminin sonuca etkisi somut bir örnekle şöyle görülebilir. Bilirkişinin her iki kanuna göre seçenekli hesaplama yaptığı tipik bir dosyada tablo kabaca şöyledir:

Alacak kalemi4857 s. Kanun’a göre854 s. Kanun’a göre
Fazla çalışma ücretiVarYok (sözleşmede ücrete dahil sayılan sınır daha yüksek)
Hafta tatili ücretiVarYok
UBGT ücretiVarYok
Yıllık ücretli izinDaha düşükDaha yüksek (izin süreleri farklı)
Kıdem ve ihbar tazminatıAynıAynı

Görüldüğü gibi fark yalnızca miktarda değildir; bazı kalemler bir kanuna göre hiç doğmazken, yıllık izin gibi bir kalem diğer kanuna göre daha yüksek çıkabilmektedir.

2. Davacının Çıkmazı: Kanunu Hakim Seçer, Riski Davacı Taşır

HMK m. 33 uyarınca hukuki nitelendirme ve uygulanacak kanunun belirlenmesi hakime aittir. Ancak hakim, HMK m. 26 uyarınca taleple bağlıdır; talep sonucundan fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez.

Bu iki ilke bir arada düşünüldüğünde davacı şu durumla karşılaşır:

  • Yalnızca 4857 sayılı Kanun’a göre talepte bulunursa ve mahkeme 854’ü uygularsa, fazla çalışma, hafta tatili ve UBGT gibi kalemler reddedilir. Reddedilen kısım üzerinden karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilebilir. Ayrıca 854’e göre daha yüksek çıkan yıllık izin alacağı, talep sonucunu aştığı ölçüde hüküm altına alınamaz.
  • Yalnızca 854’e göre talepte bulunursa ve mahkeme 4857’yi uygularsa, talep edilmeyen kalemler bakımından hak kaybı doğar.

Başka bir deyişle davacı, henüz hakimin yapmadığı bir hukuki nitelendirmeyi önceden tahmin etmek ve yanlış tahminin bedelini ödemek zorunda kalır. HMK m. 33’ün amacı ise nitelendirme riskini davacıya yüklemek değil, bu yetkiyi hakime vermektir.

3. Çözüm: HMK m. 111 Uyarınca Terditli Talep

HMK m. 111’e göre davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslîlik-ferîlik ilişkisi kurarak ileri sürebilir. Bunun için talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantı bulunması yeterlidir. Mahkeme asıl talebi esastan reddetmedikçe fer’î talebi inceleyemez.

Uygulanacak kanunun belirsiz olduğu işçilik davasında terdit şöyle kurulabilir:

  • Asıl talep: 4857 sayılı Kanun’un uygulanması halinde, bilirkişinin bu kanuna göre hesapladığı kalemler ve toplam tutar.
  • Fer’î talep: Mahkemenin 854 sayılı Kanun’u uygulaması halinde, bu kanuna göre hesaplanan kalemler ve toplam tutar.

Hangi kanunun asıl talep yapılacağı davacının stratejik tercihidir. Genellikle daha yüksek ve davacının savunduğu görüşe uygun olan talep asıl talep olarak gösterilir. Harç da en yüksek değere sahip asıl talep üzerinden yatırılır.

Burada önemli bir ayrıntı vardır: Terdit, “kanunlar” arasında değil, talep sonuçları arasında kurulmuştur. İki talep sonucu, hem kalemleri hem de toplam tutarları bakımından birbirinden farklıdır. Hukuki sebebin farklı olması terdidin varlık sebebidir. Doktrinde de terditli taleplerin farklı hukuki sebeplere, hatta farklı vakıalara dayandırılabileceği kabul edilmektedir. Somut durumda vakıalar (aynı iş ilişkisi, aynı çalışma süresi, aynı ücret, aynı fesih) tamamen aynıdır; değişen yalnızca hukuki nitelendirmeye bağlı sonuçtur.

4. Uygulamada Karşılaşılan İtirazlar ve Cevapları

a) “Kanunlar arasında terdit kurulamaz”

Bu itiraz, terdidin talep sonuçları arasında kurulduğunu gözden kaçırmaktadır. Davacı mahkemeye bir kanun dayatmamakta, seçimi açıkça mahkemeye bırakmaktadır. Mahkemenin varacağı her iki hukuki sonuç için ayrı bir talep sonucu göstermek, HMK m. 26 ile HMK m. 33’ün birlikte uygulanmasının doğal sonucudur.

b) “Şarta bağlı talep olmaz” (HMK m. 119)

Usul hukukunda kabul edilen “dava şarta bağlı açılamaz” ilkesi, talebin yargılama dışındaki gelecekteki ve belirsiz bir olaya bağlanmasını yasaklar. Terditli talepte ise fer’î talebin incelenmesi, mahkemenin kendi kararına, yani asıl talebin reddine bağlıdır. Bu “yargılama içi” bağlantı kanun koyucu tarafından HMK m. 111 ile bizzat düzenlenmiştir. Aksi kabul, HMK m. 111’i uygulanamaz hale getirirdi.

“Seçenekli” kelimesinin kullanılması da tek başına talebi seçimlik (alternatif) talebe dönüştürmez. “Öncelikle …, mahkeme aksi kanaatte ise …” şeklindeki sıralama, talebin kademeli olduğunu açıkça gösterir. Yine de dilekçede “terditli (kademeli)” ifadesinin tercih edilmesi, gereksiz tartışmaların önüne geçer.

c) “Asıl talebin hukuki dayanağı yok”

Asıl talebin kabul edilip edilmeyeceği bir esas meselesidir. Asıl talebin yerinde görülmemesinin kanuni sonucu terdidin geçersizliği değil, asıl talebin esastan reddi ve fer’î talebin incelenmesidir. Terditli talep, zaten asıl talebin reddedilebileceği ihtimali için öngörülmüştür.

Kaldı ki uyuşmazlığın giderilmesi kararı, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu m. 45/5 anlamında tüm mahkemeleri bağlayan bir içtihadı birleştirme kararı değildir. Bölge adliye mahkemeleri arasında ciddi bir görüş ayrılığının bulunmuş olması da asıl talebin dayandığı görüşün yargı mercilerince benimsendiğini göstermektedir.

d) “Dava dilekçesinde olmayan talep kısmi ıslahla eklenemez” (YİBBGK 2026/1 K.)

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 08.05.2026 tarihli, 2021/8 E. – 2026/1 K. sayılı kararı, dava dilekçesinde hiç yer almayan yeni bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya eklenemeyeceğine ilişkindir (RG 30.06.2026, 33296). Fer’î talepteki kalemler (kıdem, ihbar, yıllık izin vb.) dava dilekçesinde zaten talep edilmişse, yeni bir talep söz konusu değildir. Değişen yalnızca aynı kalemlerin hangi kanuna göre hesaplanacağıdır. Hukuki sebep HMK m. 33 uyarınca hakimi bağlamadığından, hukuki nitelendirmenin farklılaşması iddianın genişletilmesi veya yeni talep sayılmaz.

Bu itirazda sıkça görülen bir çelişkiye de dikkat çekmek gerekir: Aynı davalı bir yandan hakimin 854 sayılı Kanun’u re’sen uygulaması gerektiğini savunurken, öte yandan 854’e göre hesaplanan talepleri “yeni talep” olarak nitelendirmektedir. Hakimin aynı kalemlere bir kanunu re’sen uygulayabilmesi, bu kalemlerin zaten dava konusu olduğunu gösterir.

5. Kısmi Islahla Terdit Kurulabilir mi?

Dava açılırken terdit kurulmamışsa, bilirkişi raporundan sonra kısmi ıslahla talep sonucunun terditli hale getirilmesi mümkündür. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2021/8728 E. – 2022/6037 K. sayılı kararında bu imkânı açıkça kabul etmiş; talep sonucunun artırılması yanında “talep sonucunu terditli dava hâline dönüştürmesi ve talep sonucunun daraltılması gibi işlemler”in kısmen ıslaha örnek olarak sayılabilecek usule ilişkin işlemler olduğunu belirtmiştir.

Bu karar, uygulanacak kanun tartışmasının yargılama sırasında, örneğin bir uyuşmazlık giderme kararıyla ortaya çıktığı veya keskinleştiği davalarda özellikle önemlidir.

6. 7589 Sayılı Kanun Sonrası: Belirsiz Alacak Davaları ve Talep Artırımı

HMK m. 107’de düzenlenen belirsiz alacak davası, 31.07.2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak aynı Kanun’la HMK’ya eklenen Geçici m. 1/10 uyarınca, mülga m. 107 yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmaya devam etmektedir.

Bu nedenle, kaldırılmadan önce belirsiz alacak davası olarak açılmış bir işçilik davasında bilirkişi raporu sonrası yapılan artırım, mülga m. 107/2 kapsamında bir bedel artırımıdır; ıslah değildir. Bu durumun iki pratik sonucu vardır:

  • YİBBGK’nın kısmen ıslaha ilişkin kararının bu artırımlara uygulanıp uygulanamayacağı ayrıca tartışılabilir.
  • Zamanaşımı, dava tarihi itibarıyla alacağın tamamı için kesilmiş olur. Davalıların sıkça ileri sürdüğü “ıslah tarihinden geriye beş yıl” şeklindeki zamanaşımı savunması bu davalarda karşılık bulmaz.

Yeni dönemde açılan davalarda ise 7589 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle HMK m. 109’a eklenen dördüncü fıkra, kısmi davada talep sonucunun bir defaya mahsus artırılmasına imkân tanımaktadır. Aynı fıkranın son cümlesi uyarınca artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş sayılır. Ayrıca kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti gibi fesihle muaccel olan alacaklarda zamanaşımı fesih tarihinden başlar. Arabuluculuk sürecinde geçen süre de zamanaşımı hesabında dikkate alınmaz (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3).

7. Vekalet Ücreti: Terdit Bir “Kaçış” Değildir

Davalı tarafın sık başvurduğu bir argüman, terditli talebin “aleyhe vekalet ücretinden kaçınmak için” yapıldığıdır. Oysa kanunun tanıdığı bir usul aracını kullanmanın yargılama giderleri bakımından sonuç doğurması, o aracı hukuka aykırı hale getirmez.

Terditli davada asıl ve fer’î talep tek bir dava içinde, tek bir yargılamayla görülür. Yargıtay uygulamasında, asıl talebin reddi ile fer’î talebin kabulü halinde iki ayrı dava varmış gibi iki ayrı harç ve yargılama giderine hükmedilemeyeceği; harç, vekalet ücreti ve diğer giderlerin fer’î talep hakkında verilen karara göre belirleneceği kabul edilmektedir.

Davalının bir yandan 854 sayılı Kanun’un uygulanmasını isteyip öte yandan dava değerinin 4857’ye göre belirlenmesini talep etmesi ise, bir kanunun yalnızca lehe olan sonuçlarını seçmek anlamına gelir. Bu tutum, HMK m. 29’daki dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.

8. Uygulama İçin Kısa Notlar

  1. Bilirkişiden seçenekli hesap isteyin. Uygulanacak kanun tartışmalıysa, bilirkişi görevlendirmesinde her iki kanuna göre ayrı hesaplama yapılmasını talep edin. Terdidin rakamsal zemini bu hesaplardır.
  2. Terdidi açık kurun. “Öncelikle asıl talebimiz …, mahkeme aksi kanaatte ise fer’î talebimiz …” kalıbını kullanın. Her iki talepte kalemleri, tutarları, faiz türlerini ve başlangıç tarihlerini ayrı ayrı gösterin.
  3. Harcı asıl talep üzerinden yatırın ve fer’î talebin kabulü halinde fazla yatırılan harcın iadesini talep edin.
  4. Yargılama giderleri talebini terdide göre kurun. Fer’î talebin kabulü halinde giderlerin ve vekalet ücretinin bu talep üzerinden belirlenmesini isteyin.
  5. Dava türünü ve tarihini kontrol edin. 7589 sayılı Kanun öncesinde açılmış belirsiz alacak davalarında mülga m. 107’nin uygulanmaya devam ettiğini, zamanaşımı ve ıslah tartışmalarında açıkça ileri sürün.

Sonuç

Uygulanacak kanunun yargılama sırasında dahi tartışmalı olduğu işçilik davalarında, işçinin tek bir kanuna “bahis oynamak” zorunda bırakılması, hukuki nitelendirme yetkisini hakime veren HMK m. 33 ile bağdaşmaz. HMK m. 111’deki terditli talep, bu belirsizlik karşısında hem işçinin hak kaybını önleyen hem de mahkemenin takdirine tam saygı gösteren meşru bir araçtır. Doğru kurulmuş bir terdit, mahkemeye hangi sonuca varırsa varsın dosyada hüküm kurulabilecek bir talep sonucu bırakır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlıklarda mevzuatın ve içtihadın güncel hâli dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Kaynaklar: 6100 sayılı HMK m. 26, 29, 33, 107 (mülga), 109/4, 111, 119, Geçici m. 1/10; 7589 sayılı Kanun m. 19-20 (RG 31.07.2026, 33326); 4857 sayılı İş Kanunu m. 4; 854 sayılı Deniz İş Kanunu; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3; 2797 sayılı Yargıtay Kanunu m. 45/5; YİBBGK 08.05.2026, 2021/8 E. – 2026/1 K. (RG 30.06.2026, 33296); Yargıtay 9. HD 10.02.2026, 2025/8000 E. – 2026/1068 K.; Yargıtay 3. HD 2021/8728 E. – 2022/6037 K.

Paylaş
LinkedIn X WhatsApp E-posta